Tag: Şiir

  • Dörtlükler – Ataol Behramoğlu

    Ataol BEHRAMOĞLU

    Elinde ne piyon kaldı, ne vezir, ne kale
    Düştü birbiri ardına atlar, filler
    Ama şah hâlâ direnmekte
    Yeni taşlar bulundu çünkü : Köpekler…

    Dörtlükler 1972 – Ataol Behramoğlu

  • Satranç Dersleri – İlhami Çiçek

    https://www.youtube.com/watch?v=D-mObYJWc_8

    ilhami-cicek

    1

    uzun bir nehirdir satranç
    kıvrak ve uzatarak boynunu
    nice güneş batışını yerinde görmüş boynunu
    oysa veba tarihçileri bilmemişlerdir
    her karenin bir karşı veba girişimi olduğunu

    göğe bezgin bakanların bir türlü öğrenemediği
    bir oyundur satranç

    evet ilk aşk gibi bir şeydir ilk açılış
    artık dönüş yoktur
    kuşku bağışlanmasa da
    tedirginlik doğal sayılabilir
    ancak
    yürümenin dışında bütün eylemlerin adı
    kaçış kaçış kaçıştır

    çapraz özgürlüklerinde filler
    acılardan yapılmış bir alanda
    ne zaman ki esrirler
    yazsak defterlere sığar mıydı
    şah açmazında vezirin ölümcül tutkusunu
    yerine göre piyon da bir tufandır
    içinde hep bir vezir sürekli mahzun
    düz gider çapraz vurulur ve uzun uzun
    günbatımlarını çağrıştırır

    hüznü uçlarından dolanıp
    yalın sıçrayışlarıyla piyonlar arasından
    ürkek ama cesur ama sevimli
    açsa duyargalarını o tarihsel şiire
    iyi bir oyuncu en çok atları sever

    sen ey atını kaybeden oyuncu
    bir ilkyazdan koca bir güzyontan adam
    bırak oyunu

    artık
    öyle bir ıssızlık düşle ki içinde
    yeryüzünü kişnesin
    bizim atlar

    (more…)

  • Dünyanın En Tuhaf Mahluku – Nazım Hikmet Ran

    [flv video=”http://abdullaharik.com/blog/wp-content/uploads/2008/07/nazm-hikmet-akrep-gibisin-kardeim.flv” aspect=”1.33″]

    Dünyanın En Tuhaf Mahluku

    Akrep gibisin kardeşim,
    korkak bir karanlık içindesin akrep gibi.
    Serçe gibisin kardeşim,
    serçenin telaşı içindesin.
    Midye gibisin kardeşim,
    midye gibi kapalı, rahat.
    Ve sönmüş bir yanardağ ağzı gibi korkunçsun, kardeşim.
    Bir değil,
    beş değil,
    yüz milyonlarlasın maalesef.
    Koyun gibisin kardeşim,
    gocuklu celep kaldırınca sopasını
    sürüye katılıverirsin hemen
    ve âdeta mağrur, koşarsın salhaneye.
    Dünyanın en tuhaf mahlukusun yani,
    hani şu derya içre olup
    deryayı bilmiyen balıktan da tuhaf.
    Ve bu dünyada, bu zulüm
    senin sayende.
    Ve açsak, yorgunsak, alkan içindeysek eğer
    ve hâlâ şarabımızı vermek için üzüm gibi eziliyorsak
    kabahat senin,
    — demeğe de dilim varmıyor ama —
    kabahatın çoğu senin, canım kardeşim!
    Nazım Hikmet Ran – 1947

  • Her Şey Sende Gizli – Can Yücel

    Her Şey Sende Gizli - Can Yücel

    Her Şey Sende Gizli

    Yerin seni çektiği kadar ağırsın,
    Kanatların çırpındığı kadar hafif..
    Kalbinin attığı kadar canlısın,
    Gözlerinin uzağı gördüğü kadar genç…
    Sevdiklerin kadar iyisin,
    Nefret ettiklerin kadar kötü..
    Ne renk olursa olsun kaşın gözün,
    Karşındakinin gördüğüdür rengin..
    Yaşadıklarını kâr sayma:
    Yaşadığın kadar yakınsın sonuna; ne kadar yaşarsan yaşa,
    Sevdiğin kadardır ömrün..
    Gülebildiğin kadar mutlusun.
    Üzülme bil ki ağladığın kadar güleceksin
    Sakın bitti sanma her şeyi,
    Sevdiğin kadar sevileceksin.
    Güneşin doğuşundadır doğanın sana verdiği değer
    Ve karşındakine değer verdiğin kadar insansın.
    Bir gün yalan söyleyeceksen eğer;
    Bırak karşındaki sana güvendiği kadar inansın.
    Ay ışığındadır sevgiliye duyulan hasret,
    Ve sevgiline hasret kaldığın kadar ona yakınsın.
    Unutma yagmurun yağdığı kadar ıslaksın,
    Güneşin seni ısıttığı kadar sıcak.
    Kendini yalnız hissetiğin kadar yalnızsın
    Ve güçlü hissettiğin kadar güçlü.
    Kendini güzel hissettiğin kadar güzelsin..
    İşte budur hayat!
    İşte budur yaşamak,
    Bunu hatırladığın kadar yaşarsın
    Bunu unuttuğunda aldığın her nefes kadar üşürsün
    Ve karşındakini unuttuğun kadar çabuk unutulursun
    Çiçek sulandığı kadar güzeldir,
    Kuşlar ötebildiği kadar sevimli,
    Bebek ağladığı kadar bebektir.
    Ve herşeyi öğrendiğin kadar bilirsin,
    bunu da öğren,

    SEVDİĞİN KADAR SEVİLİRSİN…

    Can Yücel

    Okumak yerine, dinlemek isteyenler buraya. (Not: Yazılı şiir ile linkini verdiğim şiir arasında farklar var; burada yazılı olanın daha doğru olduğunu düşünüyorum.)

  • Sevgi Duvarı – Can Yücel

    [flv video=”http://abdullaharik.com/blog/wp-content/uploads/2008/07/sevgi-duvari-can-yucel.flv” aspect=”1.33″]

    Sevgi Duvarı

    Sen miydin o yalnızlığım mıydı yoksa
    Kör karanlıkta açardık paslı gözlerimizi
    Dilimizde akşamdan kalma bir küfür
    Salonlar piyasalar sanat sevicileri
    Derdim günüm insan arasına çıkarmaktı seni
    Yakanda bir amonyak çiçeği
    Yalnızlığım benim sidikli kontesim
    Ne kadar rezil olursak o kadar iyi

    Kumkapı meyhanelerine dadandık
    Önümüzde Altınbaş, Altın Zincir, fasulye pilakisi
    Ardımızda görevliler, ekipler, Hızır Paşalar
    Sabahları açıklarda bulurlardı leşimi
    Öyle sıcaktı ki çöpcülerin elleri
    Çöpcülerin elleriyle okşardım seni
    Yalnızlığım benim süpürge saçlım
    Ne kadar kötü kokarsak o kadar iyi

    Baktım gökte bir kırmızı bir uçak
    Bol çelik bol yıldız bol insan
    Bir gece Sevgi Duvarını aştık
    Düştüğüm yer öyle açık seçik ki
    Başucumda bi sen varsın bi de evren
    Saymıyorum ölüp ölüp dirilttiklerimi
    Yalnızlığım benim çoğul türkülerim
    Ne kadar yalansız yaşarsak o kadar iyi

    Can Yücel

    Not: Can Yücel‘in kendi okuduğu şiir ile, internette bulduğum şiirde farklılıklar var. Tabii ki Üstad’ın kendi okuduğu daha doğrudur diye düşünmekle beraber, şiirin iki versiyonu olma ihtimali de var. Konuyu araştırıp daha sonra burada gerekli düzeltmeyi yapacağım.

  • Belkim Bir Kertenkeleydim – Can Yücel

    [flv video=”http://abdullaharik.com/blog/wp-content/uploads/2008/06/belkim-bir-kertenkeleydim-can-yucel.flv” aspect=”1.33″]

    Belkim Bir Kertenkeleydim

    Belkim bir kertenkeleydim
    piç edilmiş bir yağmurun serini
    bir güzelin çirkiniydim
    çirkinlerin en güzeli
    yeşil koşsa güneşlerin gölgesi
    ben en hızlı yeşiliydim
    kurbağa yarışlarında annemin

    çatal matal kaç çataldım kimbilir
    bin dereden bir kendimi getirdim
    haydan gelip huya giden bir huysuz
    heyheyler içinde bir heydim
    belkim yedi belkim sekiz belaydım

    düdük çalar hırsızlanmış polisler
    ben korkudan üstlerime işerdim
    üç yıldızlı bir albaydı gökyüzü
    karşısında önüm açık gezerdim
    ağzı bozuk meymenetsiz bir ozan
    rus cenginde cağanozdum bir zaman

    iki gözüm iki koltuk-eviydi
    mavilerim bir miyobun koynunda
    kendi düşen köyler kentler ağlamaz
    sur dısında ben oturur ağlardım
    ekmek diye bağrışırdı bebeler
    elma derler ben ortaya çıkardım
    ağıtlarla kutlanırdı İsa – doğdu Gecesi
    fil dişinden bir kuleydim yıktım kendimi

    bilmem hangi keloğlanın fesiydim
    bir püskülsüz sümbülteber tohumu
    fesleğenler yaprak dökmüş şerrimden
    bir naraydım kimse bilmez nereden
    ya yakından ya uçmaktan gelirdim
    belkim ince belkim kalın bir sestim
    belkilerin kol gezdiği saatta
    belkim belki bile değildim

    Can Yücel

  • Yapraktı – Can Yücel

    Yapraktı

    Bir başka yolculuk dalından düşmek yere,
    Yaşadığından uzun;
    Bir tatlı yolculuk dalından inmek yere.

    Ağacın yüksekliğince,
    Dalın yüksekliğince rüzgarda;
    Ve bir yeni ö’mü’r
    Vardığın çimen yeşilliğince.

    Can Yücel

css.php