Satranç, Sağlık ve Yaşamak – Nurettin REİS

Değerli Satrançseverler, Sevgili Dostlarım, Meslek Arkadaşlarım,

Ben satranca 1992 yılında , 42 yaşındayken başladım. Beni öyle sardı ki, zaman içinde şunu anladım: Şayet satrancı lise çağlarında öğrenseydim Üniversite tahsilimi tamamlayamazdım. Satrançda ise günümüzün şampiyonları benle eşleştiğinde hafif ter dökmüş olurlardı.(!)

2007 kasımında kızımın ağır rahatsızlığı üzerine dilim yabancı bir kitle tarafından esir alındı(!) Dil Kanseri…

Teşhisin ardından nette bir araştırma yaptım. Bu hastalığa yakalananların üçte biri ölmüştü.

Sevgili dostum Oğuz Adnan KILIÇ’ a telefon ettim:

-” Adnan ben b..u yedim. Yüzde 33 öleceğim. ”

Cevap:
-” Yaa..ne korkuyorsun. Yüzde 66 kardasın…”
-” Adnan, dedim, % 66 ne karı? Sen benim hayatımla ticaret mi yapıyorsun? ”

İlk ameliyatımın 7. gününde İstanbul Birinciliği için hastaneden izin istedim.
Doktorlar:
-” Mümkün değil “dediler.
Bana dostluğunu sunan kıymetli ve saygıdeğer doktorum Doc. Dr. Ender İNCİ (Cerrahpaşa T.F. KBB.) dedi ki:
– ” Bu hastalıkla başetmek için moral şarttır. Hastamız turnuva için izinlidir. O hayat moralini turnuvada bulacaktır. ”

Turnuvaya sargılar, sonda ve koltuk altı desteğim olan (!) sevgili eniştem Cengiz’le gittim. Ameliyat ve yorgunluğun verdiği performans düşüklüğü derken cep telefonum çaldı ve kurallar gereği maçı kaybettim. Ertesi gün bir hafta süren bir enfeksiyona yakalanmıştım.

2. Nüks (metastaz) de şah damarım by-pass yapılacaktı. Riskli bir ameliyat. Tehlikeli. ..Doktorum bana:
-” Yüzde elli ölüm riskin var” dedi.
-” Gülerek,..Yaaa. ..” dedim. “ Madem gideceğim.. Birak da birkaç turnuva daha oynayayım..” dedim ve bir kez Almanya’ya iki kez de Bulgaristan’ a turnuvalara gittim. Burgaz’da fenalaştım. Ameliyata dönmek için değerli yol arkadaşım Metin HATIPOĞLU’ nu yalnız bırakmak zorunda kaldım.

2010 Ocak ayında 3. nüks geldi…Tekrar şah damarı…Namussuz yaman bir yere kafayı takmıştı(!)…

2 yıl icinde 4. kez narkoz alıyordum. Narkoz bana neylerdi ki… Son ameliyatın ortasında narkozdan çıktım. Anında durum değerlendirmesi yaptım: ” Ooohhhh… Henüz ölmemişim, yırttık yaaaaa…” diye ferahladım.
Ameliyatı doktorlarla beraber yaptık…

Şuurum yerindeydi fakat hareket edemiyordum. Solumda karnı omuzuma değen bir asistan vardı. Omuzumla ona şöyle bir tıkladım:

-” Hasta kımıldadı. ” dedi. Ama üzerinde durmadılar.

Doktor dikiş iğnelerini bulamıyordu, ” Nerede 7 numara, yok…6 numara… Yok… 3 Numara Yok. Ama tek taraflısı var..”

-” Ohhh… Gene yırttık…” Bu arada:

-” Eyvah, gaz ver!, gaz ver! ” sesleri yükseldi.

– ” Ne gazı bu yahu? ” diye tiril tiril titremeye başladım…Oksijen? Azot CO? Hayır. Gazlı bez imiş…Neyse kanama durduruldu.

Doktorlarım iç motivasyonumun yüksekliğine hayran kalıyorlardı. Asistanlardan biri:
-” Bu hasta var ya bu… Bundaki moral ve motivasyon müthiş…İnanılmaz. ..” diyordu.

Ameliyatın sonuna doğru Asisstanlardan biri Operatöre:
-” Eeee, Hocam Ameliyat çok iyi geçti. Artık tatlı ısmarlarsın. ..” dedi…Ben anlaşılmaz seslerle mırıldandım :

-” Tttatlııııılarrrrr benndennnnn. .”
-” A hasta uyanmış” Asistanlardan biri :
-” O hiç uyumadı ki…2 yıldan fazladır izliyoruz..” dedi.

Ameliyattan sonra Doktor ve Asistanlarla sohbet koyulaşıyor:
-” Sen çok şanslısın. İyiki ameliyat sırasında biz İmam’ı çağırmadık.. .”
-” Ne demek? ” dedim.
-” İmam bizim teknisyenin adıdır. İmam, İmam, koş…Diye çağırsaydık sen altına ederdin. ” dediler.

Doktorum bana derdi ki:

-” Her hastamın moral ve motivasyonu sizinki kadar olsaydı ben hasta kaybetmezdim. ”

Değerli Arkadaşlar,

Hayat moral ve motivasyondur. Bu hastalıkla başetmenin yolu da budur. Ben babamı, kardeşimi, amcalarımı ve dedelerimi bu hastalığa verdim. Hamdolsun ben devam ediyorum. Birkaç kaliteli turnuva daha…Aileme karşı daha iyi bir baba olmak, mesleki kariyerim…Yaşamak çok güzel…

Doktorum ölüm riskinin yüksekliğini açıkladığında :
-” Tanrım, dedim 10 kaliteli turnuva daha yaşayayım sonra al canımı…”

Saydım 22 turnuva oynamışım. Sevgili dostum Metin ASILKEFELİ’ yi aradim:
-” Dostum, 10 turnuvayı geçtim. Acaba kalitesiz turnuvaları azrail saymıyormu? Hala yaşıyorum… ” dedim. O cevapladı.
-” Onun rakamlarında 10 yoktur belki de ” dedi. ” 8, 9, 11 , 12……”

Oguz Adnan KILIÇ, 1954, Kdz. Ereğli..Küçüklerin satranç hocası. Felç geçirdi, sağ tarafı tutmuyor.
Ona bir gün dedim ki:
-” Adnan, sağ tarafın felç. Sol tarafın çalışıyor. Bir soru: Orta direk sağda mı, solda mı? ” Hararetle cevapladı:
-” Tabii ki solda, çok iyi çalışıyor. .. ” Ben de:
-” Gel bunu bir bilene soralım Adnan “ dedim. Cevabını yazmayacağım. ..

Bir gün Adnan’la konuşuyoruz: Soruyor cevaplıyorum:
-” Reis, tansiyonun nasıl?
-” Mükemmel…”
-” Kalp, damar?”
-” No problem…”
-” Şeker? ”
-” 90-93 harika balans…”
-” Kollestrol?”
-” Tam eksende..”
-” Laboratuvar testleri?
-” Tam ortalama..” Hayretle haykırdı:

-” Yav Reis, sen hasta degilsin ki…”
-” Tabii değilim, oğlum, sadece azıcık kanser…” diye cevapladim.

Her fırsatta Kdz. Ereğli’ye gidiyorum ve arkadaşlarla hızlı turnuva oynuyoruz. Ameliyatlarım ve işlerimin yoğunluğu nedeniyle performansım düşük (maazeret ya resulallah..) 5 de 1.5- 2 ancak yapabiliyorum.
Arkadaşlar bana hiç de acımıyor…Birgün berberimiz Seyfi arkadaşları fena firçaladı:
-” Hiç utanmıyormusunuz…Dernek Baskanınız, hocanız, ağabeyiniz, bunca çileli Reis abimizi acımasızca yenerek İstanbul’a göndermekten utanmıyormusunuz?”

Bu Seyfi’nin fikri. Ben mucadeleyi severim. Acınmayı değil. Birgün performansım düzelecek de ..fazla da zaman kalmadı ki….”

Hastalanmamdan bu yana 2.5 yıl geçti. Sonuc:
İşlerimi hiç aksatmadım. Mühendisim ve Türkiyenin sayılı (!) İş Güvenliği Uzmanlarından biriyim(?). Mesleğimi çok seviyorum. İnsanları, işçileri, çalışanlari iş kazalarına karşı uyarmak bilgilendirmek ve korumak çok güzel. Ameliyat olmak üzere Hastaneye yatmadan bir gün evvel akşamına kadar çalıştım. Cuma akşamı Hastaneden kendim zorlayarak çıktım. Pazartesi günü zamanında işbaşı yaptm. Genel Müdürüm dedi ki:
-” Niçin işe geldin? Hani istirahat? Git yat, iyileş gel! ”
-” İstirahat ? İsti-rahat? Ben işyerimde rahat ediyorum. İsti’ ye sıra gelince : Ben çalışmak istiyorum.. O zaman daha çabuk iyileşirim. ”
Üçüncü gün işyerimde fenalaştım ve eve gitmek zorunda kaldım. Eeee, herşeyin bir haddi var değil mi?

Arkadaslar,
Çalışmak en iyi tedavidir.
Hayata bağlanmak, çalışmak, satranç oynamak, ailesine sahip çıkmak en güzel değerlerdir.

Doktorum ameliyatin risklerini sıraladı:
-” Kısmi veya ağır felç, ölüm v.s…”
-” Doktor, ” dedim. ” Tek kol ve beynim sağlam kalmak üzere bisturi salla! Satranç için bunlar yeterli. Zaten satranç oynayabiliyorsam her şeyi de oynarım(!) Ameliyat sırasında baktınız durum kötüye gidiyor, zihin özrü yolda, satranç oynayamaz… Bas bıçağı, kes kalanları, gönder beni gideyim. Satrançsız bir dünya istemiyorum. ”

-” Öyle olmuyor, ” dedi. ” Bunlar ancak ameliyattan sonra belli olur.”
-” Eyvah… İste o zaman kötü. Durum kontrol dışı demek.”

Şimdi mi? Satrancı kötü oynuyorum. Sevgili ve Değerli Hocam Hayri ÖZBİLEN’ i 14 yıldır henüz yenemedim. Olsun…O zaten hocam ve ağabeyim. Ben yenecek adam bulurum…

Bu Sağlık Seyahatimde bana en büyük desteklerden biri de (başta ailem, kardeşlerim, tüm yakınlarım ve 1972 İTÜ Makina Fakültesi mezunu sınıf arkadaşlarım olmak üzere) Değerli dostum Askın TAŞAN’ dır.
Yarın Askın’ ın takımı ÇENESUYU ile Kulüpler Şampiyonası maçımız var. 1. masada Sn. Zeki SAYBER’ le oynayacağım. Maçı kaybedersem üç sebebi vardır:

1. SAYBER benden güçlüdür.
2. Askın Hocama ve takımına kıyamadım(!)
3. Bu yazımı yazarken çok yoruldum…
(Sonuçta maçımı kaybettim. Sebep 1. madde…)

Bu yazıyı sonuna kadar okuyanlarla lütfen görüşelim… Burada sağlık açısından daha enteresan olup da yazamadıklarım var.
Esenkalın,

Saygı, sevgi ve selamlarımla,

Nurettin REİS
Hayata Bağlı Biri

Kaynak: Özgür Satranç Forum, İstanbul Satranç Derneği