﻿<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?> <rss
version="2.0"
xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
><channel><title>Abdullah ARIK &#187; Şiir</title> <atom:link href="http://abdullaharik.com/etiket/siir/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" /><link>http://abdullaharik.com</link> <description>Biriktirdiklerim.</description> <lastBuildDate>Fri, 14 May 2010 17:38:11 +0000</lastBuildDate> <language>en</language> <sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod> <sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency> <item><title>Satranç Dersleri &#8211; İlhami Çiçek</title><link>http://abdullaharik.com/satranc-dersleri-ilhami-cicek/</link> <comments>http://abdullaharik.com/satranc-dersleri-ilhami-cicek/#comments</comments> <pubDate>Mon, 30 Nov 2009 10:10:04 +0000</pubDate> <dc:creator>Abdullah ARIK</dc:creator> <category><![CDATA[İleti]]></category> <category><![CDATA[İlhami Çiçek]]></category> <category><![CDATA[Satranç]]></category> <category><![CDATA[Satranç Dersi]]></category> <category><![CDATA[Şiir]]></category><guid
isPermaLink="false">http://abdullaharik.com/?p=322</guid> <description><![CDATA[1 uzun bir nehirdir satranç kıvrak ve uzatarak boynunu nice güneş batışını yerinde görmüş boynunu oysa veba tarihçileri bilmemişlerdir her karenin bir karşı veba girişimi olduğunu göğe bezgin bakanların bir türlü öğrenemediği bir oyundur satranç evet ilk aşk gibi bir şeydir ilk açılış artık dönüş yoktur kuşku bağışlanmasa da tedirginlik doğal sayılabilir ancak yürümenin dışında [...]]]></description> <content:encoded><![CDATA[<p><embed
type="application/x-shockwave-flash" src="http://video.google.com/googleplayer.swf?docid=3467859338495315798&amp;hl=en&amp;fs=true" style="width:500px;height:404px" allowFullScreen="true" allowScriptAccess="always"></embed></p><p><img
class="alignnone size-medium wp-image-323" title="ilhami-cicek" src="http://s.abdullaharik.com/2009/11/ilhami-cicek-225x300.jpg" alt="ilhami-cicek" width="225" height="300" /></p><p>1</p><p>uzun bir nehirdir satranç<br
/> kıvrak ve uzatarak boynunu<br
/> nice güneş batışını yerinde görmüş boynunu<br
/> oysa veba tarihçileri bilmemişlerdir<br
/> her karenin bir karşı veba girişimi olduğunu</p><p>göğe bezgin bakanların bir türlü öğrenemediği<br
/> bir oyundur satranç</p><p>evet ilk aşk gibi bir şeydir ilk açılış<br
/> artık dönüş yoktur<br
/> kuşku bağışlanmasa da<br
/> tedirginlik doğal sayılabilir<br
/> ancak<br
/> yürümenin dışında bütün eylemlerin adı<br
/> kaçış kaçış kaçıştır</p><p>çapraz özgürlüklerinde filler<br
/> acılardan yapılmış bir alanda<br
/> ne zaman ki esrirler<br
/> yazsak defterlere sığar mıydı<br
/> şah açmazında vezirin ölümcül tutkusunu<br
/> yerine göre piyon da bir tufandır<br
/> içinde hep bir vezir sürekli mahzun<br
/> düz gider çapraz vurulur ve uzun uzun<br
/> günbatımlarını çağrıştırır</p><p>hüznü uçlarından dolanıp<br
/> yalın sıçrayışlarıyla piyonlar arasından<br
/> ürkek ama cesur ama sevimli<br
/> açsa duyargalarını o tarihsel şiire<br
/> iyi bir oyuncu en çok atları sever</p><p>sen ey atını kaybeden oyuncu<br
/> bir ilkyazdan koca bir güzyontan adam<br
/> bırak oyunu</p><p>artık<br
/> öyle bir ıssızlık düşle ki içinde<br
/> yeryüzünü kişnesin<br
/> bizim atlar</p><p><span
id="more-322"></span><br
/> 2<br
/> nicoldu onca oyuncu<br
/> oyarak<br
/> ette oyuk seyirmesinden<br
/> oyun kurarlardı</p><p>kaçıp<br
/> da süleymandan<br
/> kaf dağında otururdu<br
/> anka nicoldu</p><p>o mağrur gemiler ki açıklarda<br
/> güneşin şanla her akşam ufala ufala battığı<br
/> suların kabarıp taşarak savrulduğu oradan<br
/> kesik bir insan başı gibi taşra düşüp<br
/> helak oldular</p><p>ün geldi ey iskender<br
/> çok acaip gördün ömrün tükendi<br
/> geri dön<br
/> ürktü<br
/> ki endişe<br
/> dünyadandır ve hayal hiçtir<br
/> sözü onun<br
/> …avda<br
/> yine geri dön bu son<br
/> yoksa öleceksin gurbette<br
/> dedi ses ve işitip ağladı<br
/> o koca iskender ki<br
/> tuhaf matlar yapardı<br
/> mat oldu olağan biçimde</p><p>artık anlaşılmıştır günün akşamlılığı<br
/> kesin mat yok<br
/> iyi oyun vardır sadece<br
/> ve satranç aslında dalgınların oyunudur<br
/> dalgının ölüm karşısındaki sükuneti<br
/> düşmana<br
/> ölümün dehşetinden korkuludur</p><p>eğilip o oyuncu<br
/> uzatsa boynunu buyruğa</p><p>taşlar sürüldüğünde<br
/> kaleyi buyruksuz düşündü mü kişi<br
/> demek ki bütündür sallantıda<br
/> demek ki gök de anlaşılmaz bir biçimde ölü<br
/> cinayetlerde yeryüzüne paramparça dağılmıştır<br
/> aşk ve umut dağılmıştır<br
/> koygun bir gece gibi günü kaplayan<br
/> sevgilinin gözlerindeki zeytin siyahını<br
/> o oylum oylum kabarık şiiri<br
/> kaplayan<br
/> bir şeyse buyruksuzluk<br
/> taşlar sürüldüğünde<br
/> alıp kişiyi kayalar çarpar buyruksuzluk</p><p>çağı binip<br
/> cübbesinden gözükara süvariler çıkaran<br
/> o beyaz taş oyuncusunu nerde bulmalı<br
/> tutup üzengisinden öpüp koklamalı</p><p>3<br
/> söyleyelim eBİR<br
/> ha<br
/> in<br
/> dir<br
/> eSekiz yok<br
/> yok ayrı bir düşman falan<br
/> genç çeri<br
/> ey e hattındaki budala<br
/> -Tanrım ne saflık-</p><p>bir ara dilim sürçse<br
/> de at kıskacını anlatsam<br
/> desem ki Ha-<br
/> derler ki kemik atıyor<br
/> köpek resmine bu adam</p><p>anlat<br
/> apaçık olanı<br
/> gecedir halk<br
/> etinin önünde anlam<br
/> katledilmiştir</p><p>vardın<br
/> söylemezler otlar<br
/> çok sutün düştü<br
/> nice bir taş<br
/> ne zamana yetiştin</p><p>aykırı sür<br
/> çalka<br
/> de ki ey at kıskacı kabaran<br
/> ateş almış ve ey at kıskacı<br
/> diye bağırarak<br
/> o oyuncu<br
/> oynadığında seni<br
/> konuş benimle<br
/> sana hizmet danışayım</p><p>4<br
/> hüzüm<br
/> yalındır-dağdan<br
/> aparılmış kar topakları gibi</p><p>yel ki ince<br
/> ipince bir teldir kopmuştur</p><p>insan<br
/> azar azar kopmuştur</p><p>yalnız hüznü vardır kalbi olanın<br
/> hüzün öylece orta yerdedir<br
/> tuhaf bir yarma yaşanıyordur<br
/> çepçevre şeytan kilitleri</p><p>sınav</p><p>5<br
/> bir oyuna rasgeldim<br
/> her taşı yakup hüznü</p><p>anlat<br
/> bu boşalmış at<br
/> hüzündür</p><p>yanında<br
/> kalfa<br
/> çırak<br
/> ben bir oyuncu tanıdım<br
/> daha<br
/> ataktı</p><p>gördüm ki çatlıyordu<br
/> kara kuzgun</p><p>kabusa beyaz bir su<br
/> oyuluyordu</p><p>‘ve sabır<br
/> olmasaydı<br
/> yeryüzünde<br
/> birgün<br
/> kalınabilir miydi?’</p><p>6<br
/> bu hüznün<br
/> mesnevisi yazılmadı<br
/> gürbüz tarhlar öldü<br
/> o ceylanda<br
/> bir kaç minyatür<br
/> mütekeddir<br
/> -de bana bu esrime<br
/> bu koygun minyatür yalnızlığından<br
/> başka nedir-oysa<br
/> kocamandır aşk<br
/> usanç<br
/> hep eksiler alanında<br
/> olup biten bir şeydir<br
/> parçala bu trajik geçidi<br
/> o taşı sür ey insan<br
/> taşı taş-çünkü saat<br
/> sınanan bir süreçtir ve atlar<br
/> yanıldıklarında<br
/> kaygan<br
/> o karangu duvarına çarpıp kuşkunun<br
/> düşer ölü atlar</p><p>çünkü satrançta<br
/> çünkü orada ve burada<br
/> her zaman<br
/> öğretidir zaman<br
/> aşkın da<br
/> katları vardır-kadim<br
/> kabarık bir öyküdür alınyazısı</p><p>ey aşk<br
/> elbet başındasındır bela kitabının<br
/> ne çok dilin var<br
/> gece ki anlamadı<br
/> şu anda<br
/> o<br
/> ibrahim ve ishak<br
/> yargıç yok taşı kim atacak<br
/> leyla bilmez mi gerekli olduğunu<br
/> diye döğünüp duran<br
/> gece ki ey gece<br
/> o külli aynalar<br
/> seni ararlar<br
/> ıssız bir hat fotoğrafın<br
/> dan sana çıktım</p><p>oynanan<br
/> göstermelik bir sonoyunuydu<br
/> aldandın<br
/> ağır taşlar verdik<br
/> …ve ay seni bulduğunda<br
/> yani ki kanıtladığında kendini<br
/> ben<br
/> müthiş bir başlık atacağım<br
/> şiirime<br
/> sevgili gecem diye<br
/> 7<br
/> şebçerağ<br
/> söndü mü<br
/> diye bir ses</p><p>sahi şebçerağ nerde<br
/> iskender! iskender!<br
/> diye bir ünlem</p><p>bu nasıl iskender<br
/> aramaz bengisuyu<br
/> diye bir hüzün</p><p>‘hişt! dostlarıma şunu haber ver<br
/> denize açıldım<br
/> ve gemim parça parça oldu’<br
/> diye bir im<br
/> denli narindir intikam</p><p>intikam içli bir marştır gerçekte<br
/> bir ara ses aygıtını yırtarak çıkarılırdı<br
/> o şimdi<br
/> dışlanmış bir taş olarak<br
/> karlı kış gecelerinde<br
/> acılı bir genç şairin her geçişte<br
/> hüznüne tanık olduğu<br
/> metruk bir kümbet denli müşahhas<br
/> aşktır-ve o<br
/> ne rahim bir yürüyüştür gecede</p><p>(o yıllar bir ressam tanırdım<br
/> gök çizemezdi<br
/> yüksek evler yapardı yitik kadın yüzleri- bir güm<br
/> o kentin<br
/> -tarihsel bir kenttir-<br
/> o çarşısındaki hasır iskemleli kahvede<br
/> onu bir cenini çizerken ağlar gördüm<br
/> bütün öğeleri belliydi ama neden gözsüz<br
/> ama neden bir kaleden artmış kapı tokmağı gibi<br
/> ıssız ve dokunaklı<br
/> diye sormadım çünkü ben<br
/> ağlayanları severim ve güzeldir ağlamak<br
/> denebilir ki-<br
/> bir insan en çok ağlarken güzeldir<br
/> vakit de akşamdı dışarda kar vardı<br
/> kar yüzyıllardır alabildiğine vardı<br
/> insanlar doğar konardı konar göçerdi<br
/> sonra o bütün resimlerini yırttı-<br
/> birden kaybolmuştu<br
/> arıyor diye duydum bir şeyi<br
/> çağın unutturmak istediği<br
/> belki derin bir gök resmini<br
/> ye’si biçen o eşsiz kılıncı gürbüz hamleyi)</p><p>bu taşı da sürüyorum<br
/> koyar gibi o güzel yapının üstüne<br
/> ya da komaz gibi taş üstüne taş<br
/> (ben daha çok taşları mı anlıyorum nedir<br
/> ve nedir taş-<br
/> çakmak taşı satranç taşı<br
/> sapan taşı göktaşı)<br
/> reddetmek gerekiyor kimi taşları ve şeyleri</p><p>sözgelimi sapan taşını<br
/> -o göz çıkarır sadece-<br
/> ortadaki gökkasabı gökdeleni<br
/> tanrısız tecimevlerini caminin hemen önündeki<br
/> ana caddedeki aykırı kadın salınışını<br
/> yanlış konumunu gülün evlerde bahçelerde<br
/> ve hatta parklarını bile bu taş mekanın<br
/> reddetmek gerekiyor</p><p>çağa çıktığımda<br
/> kan- çoğalan bir suret ve kendini<br
/> ta içerlerde bir yerin üşüyor-duymuyormusundur<br
/> yinelenir durur -şu sanki ne diye- akşam ki<br
/> dönüp nefsini içine tuttuğun yüzündür<br
/> senin yüzün -paramparça<br
/> bölük pörçüktür<br
/> şu kuytu kalabalıkta<br
/> şu yalnızlıkta<br
/> ivedi ve kirlisarı<br
/> dişiliğini kullanıyordur kuşku<br
/> lüks oteller gibi kuşku<br
/> kuşku</p><p>(çağı deştiğimde<br
/> o yüz<br
/> diyor yoruldum -aynalar<br
/> gösterebilir mi hiç -bana sonumu<br
/> nedensiz başladım oyunculuğa<br
/> bitireceğim raslantıyla -oyunumu<br
/> dostlarım da<br
/> var -intiharlar<br
/> her akşam ıslak-yapışkan<br
/> saçlarıyla girip odama<br
/> paniğimden pay toplarlar)</p><p>azaldı<br
/> halk içinde yüzdeki ben gibiler<br
/> eldeki siğile<br
/> çıbana -etin yumuşak bir yerinden sökün eden-<br
/> döndü halk ve cüzzam ne yürüdü<br
/> ve hep bir yaprak değil miyiz ki<br
/> bir zaman yarıp çıkmak serüveninde<br
/> özdalımızı<br
/> topu topu bir mevsimi yaşarız işte<br
/> müşa’şa’ bir sonbahar figüranıyız<br
/> hepimiz de<br
/> ve cüzzam ne gün yürüdü sormalı<br
/> değil mi ki ebabil<br
/> adil<br
/> bir infazın adıdır<br
/> ve insan<br
/> -ne şu ne bu-<br
/> iyioyunundan<br
/> sorulmayacak mıdır<br
/> 8<br
/> (kıstak)<br
/> her dakika<br
/> henüz ölmüş gibi ebuzer<br
/> kimsesizsindir<br
/> içlemin gamevi ay emek</p><p>kesik kesik solur<br
/> avcının elegözlü nesnesi<br
/> kaybettiğin divit -kırdır<br
/> faniliğindir o ağaç ki<br
/> zekeriya onda saklıydı</p><p>yazı ebediyyen vardır<br
/> -ortadaki göçük<br
/> içerdeki dehşet<br
/> pusudaki bungu<br
/> kıyım mahzen kan -<br
/> çok kandil kırılmış -sanki geç<br
/> herşey için – niçin<br
/> ertelenir sanır insan herşeyi<br
/> öyle sanır – yeniden han<br
/> o ölümsüzlük gibi mutantan<br
/> taş – düşmüş<br
/> vardır – orada nasılsalar öyle<br
/> apaçık<br
/> kırıktırlar</p><p>dili faldır aşkın ey taş</p><p>Satranç Dersleri, İlhami Çiçek<br
/> Kaynak: Edebiyat Dergisi Yayınları</p><blockquote><p>Sanatçının bir niteliğini vurgulamak için söylenen ‘çağın tanığı olmak’ sözünü biliyoruz. Sanıyorum buradaki tanıklığı, sonucu değiştirecek bir etkinlik olarak anlamak gerekiyor. ‘Çağın tanığı’ bir sanatçı olarak ya da çağı yaşayan bir insan olarak çağımızı nasıl algılayıp yorumluyorsunuz?</p><p
style="padding-left: 30px;">Her insan çağından sorumludur. Bu bağlamda düşünüyorum ‘tanıklık’ olgusunu. İnandığım Öğreti, beni sorumluluk’la boyutlandırıyor. Çağın tanığı olmam, bu boyutun gereğidir. Saptamakla birlikte, soruşturmayı ve yargılamayı da içeren bir etkinliktir çağın tanığı olmak. Sonucu doğrudan etkiler.</p><p
style="padding-left: 30px;">Çağımız korku çağıdır. Umut’la dengelenmediği için, erdem’e yer yok bünyesinde. Korkunç bir biçimde ‘sınırsız ilerleme’ melankolisiyle başı dönmüş. Bu yüzden hiçbir kutsal tanımıyor. Maddesel ve duygusal olanı abartarak, Tanrısalı yadsıyan bir uygarlık yönlendiriyor bu çağı Batı uygarlığı. Çağdaş bilim özerklik savlarıyla aşkınlığa inanmıyor. İnsan yalnız. Bütün ilişkilerinde eşyanın gölgesi. İnsanın temel eğilimleriyle, çağın eğilimlerinin böylesine çeliştiği bir başka çağ var mı sorusu hızla gündemlere giriyor. Ben bu çağa yön veren Batı uygarlığının, çağın başlarındaki etkinliğinin kalmadığına, çöküş sürecinde bulunduğuna inanıyorum. Kokuşma öylesine yoğun ki güncel insanın da dikkatinden kaçmıyor. Artık insanlar, ahlakî ilerleme gibi duygusallıklar bir yana, maddesel bir ilerlemeden bile kuşku duyuyorlar. Madde kocamanlaştıkça kendi sonunu da hazırlıyor. Bu anlaşıldı. Ahlakî ilerlemeye başından beri kimse inanmıyordu zaten. Eşya sarasına tutuldu bir ara insan. Geçiyor işte. Tanrı gereksinimi çığ gibi büyümektedir.</p><p>Konuşmamıza başlarken ‘Her insan çağından sorumludur’ dediniz. Çağımızdaki iletişim teknolojisiyle insanın bu sorumluluğu arasında bir ilgi kurabilir miyiz?</p><p
style="padding-left: 30px;">Elbette. Çağın bir özelliği de sorumluluk kavramına evrensel bir nitelik kazandırmasıdır. Olup biten her şey anında ulaşıyor size. İletişim teknolojisi hazır. Yeryüzüyle bitişiyorsunuz âdeta. Gerçeğin dehşeti sizi kıskıvrak yakalayıveriyor. Kaçamıyorsunuz, tanıksınız. Bu da sizi bir derinleşme ve durum alma sürecine sokuyor.</p><p>Hep böyle olumlu mudur iletişim teknolojisinin sorumluluğumuz üzerindeki etkisi?</p><p
style="padding-left: 30px;">Değil tabii. Onun bu emir kulu görünümüne pek aldanmamak gerekiyor. Yaman bir dikkat avcısıdır da o. Konumunun bilincinde olamayan insanı çabucak ağına takabilir. Salt bu yüzden insanların büyük çoğunluğu dikkatlerinde özgür değillerdir. Bir insan bir kere dikkatini kaybedince bir daha zor toparlıyor kendini. İletişim de öyle yapıyor: Neyi öğrenmemiz gerektiğini belirlerken, tepkilerinize de el koymayı savsaklamıyor. Devinme alanı olarak bir kısır döngü bırakıyor önünüze. İnsan çok uyanık bulunmalı ki bu çemberden koruyabilsin kendini. Bir şeyi vurgulamak isterim burada: Bu çember sorumluluğun, konumunun bilincinde olan insan için atını coşkuyla sürebileceği bir alandır da aynı zamanda.Şiirin sanat etkinlikleri içinde özel bir önemi olmuştur hep. Çünkü şiirin iç zenginlikleri bulgulamamızda, olgunlaşmamızda, bilinçlenmemizde daha etkili olduğu kanısındayızdır. Şiire böylesi özel bir önem verdiğimize göre, insana ulaşmamızda şiir nasıl bir işlev yükleniyor?</p><p
style="padding-left: 30px;">Düzyazının sözcükleri mantıksal bir düzlemde seyreder. Etkisi de mantıksaldır. Şiirse bir yoğunlaştırmadır. Sözcükler dönüşür, içe doğru sokulgan bir yapı kazanır onda. Yaşam şiirde yoğunlaşmış olarak vardır. Bütün öteki yazı türlerinde anlatılanların özü şiirde vardır, ama o daha çok anlatılmaz olanın, sözün dile getiremediğinin arkasındadır. Sürekli içsel devingenliğimizi yorumlaması bundandır. İç serüvenimizin saydam bir parçasıdır o. Görünür gerçeği hep aşar, aşmalıdır; yoksa çürür dar açılarda, insanın özündeki bilgeliği temaşa edemeden dağılır gider. Her insanda özündeki bilgeliğe ulaşma tutkusu olduğuna inanıyorum. Şiir çok elverişli bu tutkuyu yönlendirmeye. İnsana ulaşmamızda şiir nasıl bir işlev yükleniyor diyorsunuz. Söyleyeyim: İbrahim’in yaptığını yapmak; öz’ü örten her şeyi kırmak yani.</p><p>Köklü bir şiir geleneğimiz var. Değişen koşullar önünde bu geleneğe nasıl yaklaşırsak, ondan yararlanılabilir?</p><p
style="padding-left: 30px;">Uygarlık bağlamında irdelememiz gerekiyor gelenek olgusunu. Uygarlık ki onsuz olunamayan şey’dir, gelenekler taşıyor işte bu şey’i, kuşaktan kuşağa, çağdan çağa. Şiir geleneğimiz; biçimiyle olsun, içeriğiyle olsun, uygarlığımızın ayrılmaz bir öğesidir. Bu yüzden, tarihsel şiirimizi salt bir malzeme yığını olarak değerlendirmemeliyiz, onu oluşturan özsu’yu, kendi bağlamı içinde kavramaya çalışmalıyız. Yüzyıllarca o üçleme (tekke, divan, halk) besledi bizi. Öğretimizden aldığı kanla; yaşamımızı, dünya görüşümüzü; doğum, ölüm, öte vb. olguları algılayışımızı biçimlendirdi. Tuhaf değil mi; ona karşı olanların, onu statik bir olgular bütünü diye görerek silip süpürmek, yaşamdan bütünüyle koparmak isteyenlerin bile, ondan beslendiğine tanık oluyoruz zaman zaman. Koşullar eskitemedi bu şiiri.Tarihsel şiirimizden bize kadar ulaşan bir duyarlık birikimimiz var. Yeni algılamalarımızla geliştirmeliyiz, yetkinleştirmeliyiz bu birikimi. Çağdaş şiirimizin bir türlü insanî olamayışının kökünde bu birikime yabancılık yatar. Duyarlık, duygululuk’u aşan bir şeydir. Etkindir, bir tavırdır. Algılar, ayıklanır, değerlendirilir, bir tavra dönüştürülür. Bizim duyarlığımızı, Öğretisel bütün biçimlendirir. Tarihsel şiirimiz de oradan emmiştir. Türk şiiri iki yüzyıldan beri bir duyarlık yabancılaşması şiiridir. Tabii doğrudan uygarlık seçimiyle ilgili bu da.</p><p>İçeriğinin yanı sıra biçimsel zenginliklerle de doludur şiir geleneğimiz. Yapay öykünmelere düşmeden onlardan da yararlanabilmeliyiz kuşkusuz. O öz’ü, o duyarlığı içimizde köz gibi duyumsayarak!</p><p
style="padding-left: 30px;">Çürüyen, kişiliksizleşen çağımız insanının yeniden insanîliği bulmasında sanatın, edebiyatın öncülüğüne inanıyoruz. Sanat, edebiyat bu öncülük niteliğini nereden alıyor?<br
/> Yaşadığımız kâbusun kökeninde sanatın edebiyatın yabancılaştırılması yatıyor. Fethi Gemuhluoğlu güzel söyler: ‘Kişi düştüğü yerden kalkar ayağa (…) sanatla başladı yurdumuzda yabancılaşma; gene sanatla atılacak yurt dışına.’ (Bağlanma, Nuri Pakdil)</p><p
style="padding-left: 30px;">Şu da var; sanatçı yoğunlaşmış ulustur. Ulusun hüznü, sevinci, tarihi, korku ve tutkuları,- geleceğe ilişkin düşleri onda yoğunlaşmış olarak vardır. işte buradan kaynaklanıyor sanat, edebiyat yapıtlarının içe işleyen, değiştiren özelliği, öncülük niteliği. Diyelim aykırı bir yaşam biçimine zorlanmış, belleği boşaltılmış, duyarlığı alınmış bir toplum var. Çabucak unutuyor her şeyi; baskıları, yıldırıları, işkenceleri… nasıl devindirilebilir bu toplum. Elbette sanatın, edebiyatın öncülüğüyle. Başka türlü insanı içinden kavramanın, sarsıp silkelemenin olanağı yok. ‘Öz’, sanat edebiyatla bilinç düzeyinde algılanabiliyor ancak. Şaşırtılmış duyargaları onararak, bir düzene sokup yönlendirebiliyor sanat ve edebiyat.</p><p>‘Satranç Dersleri’ adlı bir dizi şiirinizde satranç oyunundan yola çıkarak, tarihten kimi kesitler sunuyorsunuz. Satranç, oyun niteliğini yitirip tarihe dönüşüyor âdeta. Çağımızı, tarihin kimi geçmiş çağlarıyla benzeştirerek daha iyi anlayıp yorumlayabildiğimiz gerçeği de var. Satranç, oyun, tarih, şiir ve çağımız arasındaki bu çok boyutlu ilişkiyi nasıl kuruyorsunuz?</p><p
style="padding-left: 30px;">An’lar birbirini kovalıyor ve biz buna zaman diyoruz. Narin kesit’ler… Devine devine saatleri, mevsimleri, yılları oluşturuyorlar. Hep akarlar mı böyle? Yoo, hiçte zorunlu değiller. Kesilebilir de bu akış, başa alınarak yeniden yaşatılabilir de. Ben an’ın içindeyim ve sorumluyum. Seçebilirim; bu konuda donatılarak yaratılmışım. Zaten sorumluluğum da mutlaka seçim yapmamı gerektiriyor. Görüyorum ki geride katlana katlana gelen, bana eklenen, benim ona eklediğim bir birikim var: Tarih. Seçiyorum; ben bu birikimsiz olamam. Şiir de öyle. Her şey öyle değil mi bir bakıma? İnsan, şiir,… deniz bile. Öyleyse tarihi konumlamam gerekiyor varoluş sınavından geçebilmem için. Beni sorumluluk’la boyutlandıran Öğretisel bilinçle yaklaşıyorum tarihe. Şiirin insana ulaşması, onu kalbinden kavraması da buna bağlı. Yoksa kör olur gözleri şiirin. Bir yaşantıdır, ‘bir ince akım’ı yaşamlaştırmanın uzun serüvenidir şiir. Bir ’akım’; yüzeye pek yansımayan derinlerden süren bir dalga; insanı yakan, estiren, kıpırdatan bir şey… Nuri Pakdil şöyle der Biat II’de: “Şiir ancak ‘tarihi yonta yonta’ bir akımı geçirmeye başlar.Bunu yapmak istedim ben de, ‘Satranç Dersleri’ dizi şiirinde. Tarih anlatmadım tabii. Tarih, şiir içinde duyumsatılabilir bir boyut olarak belirir ancak. İsteseniz de anlatamazsınız. Sözcüklerle yazmıyor musunuz? Oysa sözcükler, şiire girer girmez imgelere ve ritmik biçimlere dönüşürler.</p><p
style="padding-left: 30px;">Satranç oyununu kullanmam rastlantı değil. Geometrik bir tarih âdeta satranç. Yaşama tam denk düşüyor. Yaşam da bir geometridir, evet, ama epeydir yüzü çizik çizik bir ‘satıh’ görünümünde.</p><p
style="padding-left: 30px;">Bir de oyun sözcüğü… şiirli, katı, acımasız, yoğun çağrışımlı bir sözcük oyun sözcüğü. Sonra oyuncu, çağ’dır. Satranç oyununun kendisi de bir şiirdir. Oynarken bilinçle yenildiğim olur. Karşı taraf şahımı sıkıştırdıkça fevkâlade anlar yaşarım. Bütün bunlardan yararlandım elbet. Çağımdan, tarihe, Öğretiye sürekli göndermelerde bulunarak bir oyun kurmak istedim.</p><p>(*) Bu konuşma metni, bitmemiş bir biçimde İlhami ÇİÇEK’in notları arasından çıkmıştır. Kitabının yayımlanmasından hemen sonra, ‘Edebiyat Dergisi’nde yayımlanmak üzere hazırladığı anlaşılmaktadır. Soruları muhtemelen, İstanbul’daki arkadaşlarından biri yazılı olarak vermiş, kendisi de cevapları yazılı olarak hazırlamayı düşünmüş olabilir. Biz, o zamanlar, kitabı çıkan arkadaşlarımızın bir konuşmasını Edebiyat Dergisi’nde yayımlıyorduk. Bu konuşma, ölümünden çok kusa bir süre önce yapılmış olmalı. Kitabın yayımlanmasıyla ölümü arasındaki süre de çok kısadır zaten. (ih)</p></blockquote><p>Kaynak: <a
href="http://s.gokekin.com/satranc-dersleri-i/">http://s.gokekin.com/satranc-dersleri-i/</a></p> ]]></content:encoded> <wfw:commentRss>http://abdullaharik.com/satranc-dersleri-ilhami-cicek/feed/</wfw:commentRss> <slash:comments>0</slash:comments> </item> <item><title>Dünyanın En Tuhaf Mahluku &#8211; Nazım Hikmet Ran</title><link>http://abdullaharik.com/dunyanin-en-tuhaf-mahluku-nazim-hikmet-ran/</link> <comments>http://abdullaharik.com/dunyanin-en-tuhaf-mahluku-nazim-hikmet-ran/#comments</comments> <pubDate>Sun, 27 Jul 2008 11:43:10 +0000</pubDate> <dc:creator>Abdullah ARIK</dc:creator> <category><![CDATA[İleti]]></category> <category><![CDATA[Nazım Hikmet Ran]]></category> <category><![CDATA[Şiir]]></category> <category><![CDATA[Video]]></category><guid
isPermaLink="false">http://abdullaharik.com/?p=28</guid> <description><![CDATA[Dünyanın En Tuhaf Mahluku Akrep gibisin kardeşim, korkak bir karanlık içindesin akrep gibi. Serçe gibisin kardeşim, serçenin telaşı içindesin. Midye gibisin kardeşim, midye gibi kapalı, rahat. Ve sönmüş bir yanardağ ağzı gibi korkunçsun, kardeşim. Bir değil, beş değil, yüz milyonlarlasın maalesef. Koyun gibisin kardeşim, gocuklu celep kaldırınca sopasını sürüye katılıverirsin hemen ve âdeta mağrur, koşarsın [...]]]></description> <content:encoded><![CDATA[<p> <script type="text/javascript" src="http://s.abdullaharik.com/jw/swfobject.js"></script></p><p
id="v4c5528c11dff9" class="video"><p> <script type="text/javascript">var s4c5528c11dff9 = new SWFObject('http://s.abdullaharik.com/jw/player.swf','mpl','580','456','9');
				s4c5528c11dff9.addParam('allowscriptaccess','always');
				s4c5528c11dff9.addParam('allowfullscreen','true');
				s4c5528c11dff9.addParam('flashvars','file=http://s.abdullaharik.com/2008/07/nazm-hikmet-akrep-gibisin-kardeim.flv');
				s4c5528c11dff9.write('v4c5528c11dff9');</script></p><h3>Dünyanın En Tuhaf Mahluku</h3><p>Akrep gibisin kardeşim,<br
/> korkak bir karanlık içindesin akrep gibi.<br
/> Serçe gibisin kardeşim,<br
/> serçenin telaşı içindesin.<br
/> Midye gibisin kardeşim,<br
/> midye gibi kapalı, rahat.<br
/> Ve sönmüş bir yanardağ ağzı gibi korkunçsun, kardeşim.<br
/> Bir değil,<br
/> beş değil,<br
/> yüz milyonlarlasın maalesef.<br
/> Koyun gibisin kardeşim,<br
/> gocuklu celep kaldırınca sopasını<br
/> sürüye katılıverirsin hemen<br
/> ve âdeta mağrur, koşarsın salhaneye.<br
/> <em> Dünyanın en tuhaf mahluku</em>sun yani,<br
/> hani şu derya içre olup<br
/> deryayı bilmiyen balıktan da tuhaf.<br
/> Ve bu dünyada, bu zulüm<br
/> senin sayende.<br
/> Ve açsak, yorgunsak, alkan içindeysek eğer<br
/> ve hâlâ şarabımızı vermek için üzüm gibi eziliyorsak<br
/> kabahat senin,<br
/> — demeğe de dilim varmıyor ama —<br
/> kabahatın çoğu senin, canım kardeşim!<br
/><cite>Nazım Hikmet Ran</cite> &#8211; 1947</p> ]]></content:encoded> <wfw:commentRss>http://abdullaharik.com/dunyanin-en-tuhaf-mahluku-nazim-hikmet-ran/feed/</wfw:commentRss> <slash:comments>0</slash:comments> </item> <item><title>Her Şey Sende Gizli &#8211; Can Yücel</title><link>http://abdullaharik.com/her-sey-sende-gizli-can-yucel/</link> <comments>http://abdullaharik.com/her-sey-sende-gizli-can-yucel/#comments</comments> <pubDate>Tue, 01 Jul 2008 10:08:32 +0000</pubDate> <dc:creator>Abdullah ARIK</dc:creator> <category><![CDATA[İleti]]></category> <category><![CDATA[Can Yücel]]></category> <category><![CDATA[Şiir]]></category><guid
isPermaLink="false">http://abdullaharik.com/?p=16</guid> <description><![CDATA[Her Şey Sende Gizli Yerin seni çektiği kadar ağırsın, Kanatların çırpındığı kadar hafif.. Kalbinin attığı kadar canlısın, Gözlerinin uzağı gördüğü kadar genç&#8230; Sevdiklerin kadar iyisin, Nefret ettiklerin kadar kötü.. Ne renk olursa olsun kaşın gözün, Karşındakinin gördüğüdür rengin.. Yaşadıklarını kâr sayma: Yaşadığın kadar yakınsın sonuna; ne kadar yaşarsan yaşa, Sevdiğin kadardır ömrün.. Gülebildiğin kadar mutlusun. [...]]]></description> <content:encoded><![CDATA[<p><img
class="alignnone size-medium wp-image-13" title="Her Şey Sende Gizli - Can Yücel" src="http://abdullaharik.com/blog/wp-content/uploads/2008/06/can-yucel.jpg" alt="Her Şey Sende Gizli - Can Yücel" width="109" height="137" /></p><h3>Her Şey Sende Gizli</h3><p>Yerin seni çektiği kadar ağırsın,<br
/> Kanatların çırpındığı kadar hafif..<br
/> Kalbinin attığı kadar canlısın,<br
/> Gözlerinin uzağı gördüğü kadar genç&#8230;<br
/> Sevdiklerin kadar iyisin,<br
/> Nefret ettiklerin kadar kötü..<br
/> Ne renk olursa olsun kaşın gözün,<br
/> Karşındakinin gördüğüdür rengin..<br
/> Yaşadıklarını kâr sayma:<br
/> Yaşadığın kadar yakınsın sonuna; ne kadar yaşarsan yaşa,<br
/> Sevdiğin kadardır ömrün..<br
/> Gülebildiğin kadar mutlusun.<br
/> Üzülme bil ki ağladığın kadar güleceksin<br
/> Sakın bitti sanma her şeyi,<br
/> Sevdiğin kadar sevileceksin.<br
/> Güneşin doğuşundadır doğanın sana verdiği değer<br
/> Ve karşındakine değer verdiğin kadar insansın.<br
/> Bir gün yalan söyleyeceksen eğer;<br
/> Bırak karşındaki sana güvendiği kadar inansın.<br
/> Ay ışığındadır sevgiliye duyulan hasret,<br
/> Ve sevgiline hasret kaldığın kadar ona yakınsın.<br
/> Unutma yagmurun yağdığı kadar ıslaksın,<br
/> Güneşin seni ısıttığı kadar sıcak.<br
/> Kendini yalnız hissetiğin kadar yalnızsın<br
/> Ve güçlü hissettiğin kadar güçlü.<br
/> Kendini güzel hissettiğin kadar güzelsin..<br
/> İşte budur hayat!<br
/> İşte budur yaşamak,<br
/> Bunu hatırladığın kadar yaşarsın<br
/> Bunu unuttuğunda aldığın her nefes kadar üşürsün<br
/> Ve karşındakini unuttuğun kadar çabuk unutulursun<br
/> Çiçek sulandığı kadar güzeldir,<br
/> Kuşlar ötebildiği kadar sevimli,<br
/> Bebek ağladığı kadar bebektir.<br
/> Ve herşeyi öğrendiğin kadar bilirsin,<br
/> bunu da öğren,</p><p>SEVDİĞİN KADAR SEVİLİRSİN&#8230;</p><p><cite>Can Yücel</cite></p><blockquote><p>Okumak yerine, dinlemek isteyenler <a
rel="nofollow" href="http://video.google.com/videoplay?docid=6432169021935034896">buraya</a>. (Not: Yazılı şiir ile linkini verdiğim şiir arasında farklar var; burada yazılı olanın daha doğru olduğunu düşünüyorum.)</p></blockquote> ]]></content:encoded> <wfw:commentRss>http://abdullaharik.com/her-sey-sende-gizli-can-yucel/feed/</wfw:commentRss> <slash:comments>0</slash:comments> </item> <item><title>Sevgi Duvarı &#8211; Can Yücel</title><link>http://abdullaharik.com/sevgi-duvari-can-yucel/</link> <comments>http://abdullaharik.com/sevgi-duvari-can-yucel/#comments</comments> <pubDate>Tue, 01 Jul 2008 00:37:29 +0000</pubDate> <dc:creator>Abdullah ARIK</dc:creator> <category><![CDATA[İleti]]></category> <category><![CDATA[Can Yücel]]></category> <category><![CDATA[Şiir]]></category> <category><![CDATA[Video]]></category><guid
isPermaLink="false">http://abdullaharik.com/?p=15</guid> <description><![CDATA[Sevgi Duvarı Sen miydin o yalnızlığım mıydı yoksa Kör karanlıkta açardık paslı gözlerimizi Dilimizde akşamdan kalma bir küfür Salonlar piyasalar sanat sevicileri Derdim günüm insan arasına çıkarmaktı seni Yakanda bir amonyak çiçeği Yalnızlığım benim sidikli kontesim Ne kadar rezil olursak o kadar iyi Kumkapı meyhanelerine dadandık Önümüzde Altınbaş, Altın Zincir, fasulye pilakisi Ardımızda görevliler, ekipler, [...]]]></description> <content:encoded><![CDATA[<p> <script type="text/javascript" src="http://s.abdullaharik.com/jw/swfobject.js"></script></p><p
id="v4c5528c122e3d" class="video"><p> <script type="text/javascript">var s4c5528c122e3d = new SWFObject('http://s.abdullaharik.com/jw/player.swf','mpl','580','456','9');
				s4c5528c122e3d.addParam('allowscriptaccess','always');
				s4c5528c122e3d.addParam('allowfullscreen','true');
				s4c5528c122e3d.addParam('flashvars','file=http://s.abdullaharik.com/2008/07/sevgi-duvari-can-yucel.flv');
				s4c5528c122e3d.write('v4c5528c122e3d');</script></p><h3>Sevgi Duvarı</h3><p>Sen miydin o yalnızlığım mıydı yoksa<br
/> Kör karanlıkta açardık paslı gözlerimizi<br
/> Dilimizde akşamdan kalma bir küfür<br
/> Salonlar piyasalar sanat sevicileri<br
/> Derdim günüm insan arasına çıkarmaktı seni<br
/> Yakanda bir amonyak çiçeği<br
/> Yalnızlığım benim sidikli kontesim<br
/> Ne kadar rezil olursak o kadar iyi</p><p>Kumkapı meyhanelerine dadandık<br
/> Önümüzde Altınbaş, Altın Zincir, fasulye pilakisi<br
/> Ardımızda görevliler, ekipler, Hızır Paşalar<br
/> Sabahları açıklarda bulurlardı leşimi<br
/> Öyle sıcaktı ki çöpcülerin elleri<br
/> Çöpcülerin elleriyle okşardım seni<br
/> Yalnızlığım benim süpürge saçlım<br
/> Ne kadar kötü kokarsak o kadar iyi</p><p>Baktım gökte bir kırmızı bir uçak<br
/> Bol çelik bol yıldız bol insan<br
/> Bir gece <em>Sevgi Duvarı</em>nı aştık<br
/> Düştüğüm yer öyle açık seçik ki<br
/> Başucumda bi sen varsın bi de evren<br
/> Saymıyorum ölüp ölüp dirilttiklerimi<br
/> Yalnızlığım benim çoğul türkülerim<br
/> Ne kadar yalansız yaşarsak o kadar iyi</p><p><cite>Can Yücel</cite></p><blockquote><p>Not:<cite>Can Yücel</cite>&#8216;in kendi okuduğu <em>şiir</em> ile, internette bulduğum <em>şiirde</em> farklılıklar var. Tabii ki Üstad&#8217;ın kendi okuduğu daha doğrudur diye düşünmekle beraber, <em>şiirin</em> iki versiyonu olma ihtimali de var. Konuyu araştırıp daha sonra burada gerekli düzeltmeyi yapacağım.</p></blockquote> ]]></content:encoded> <wfw:commentRss>http://abdullaharik.com/sevgi-duvari-can-yucel/feed/</wfw:commentRss> <slash:comments>0</slash:comments> </item> <item><title>Belkim Bir Kertenkeleydim &#8211; Can Yücel</title><link>http://abdullaharik.com/belkim-bir-kertenkeleydim-can-yucel/</link> <comments>http://abdullaharik.com/belkim-bir-kertenkeleydim-can-yucel/#comments</comments> <pubDate>Mon, 30 Jun 2008 18:12:52 +0000</pubDate> <dc:creator>Abdullah ARIK</dc:creator> <category><![CDATA[İleti]]></category> <category><![CDATA[Can Yücel]]></category> <category><![CDATA[Şiir]]></category> <category><![CDATA[Video]]></category><guid
isPermaLink="false">http://abdullaharik.com/?p=14</guid> <description><![CDATA[Belkim Bir Kertenkeleydim Belkim bir kertenkeleydim piç edilmiş bir yağmurun serini bir güzelin çirkiniydim çirkinlerin en güzeli yeşil koşsa güneşlerin gölgesi ben en hızlı yeşiliydim kurbağa yarışlarında annemin çatal matal kaç çataldım kimbilir bin dereden bir kendimi getirdim haydan gelip huya giden bir huysuz heyheyler içinde bir heydim belkim yedi belkim sekiz belaydım düdük çalar [...]]]></description> <content:encoded><![CDATA[<p> <script type="text/javascript" src="http://s.abdullaharik.com/jw/swfobject.js"></script></p><p
id="v4c5528c124d88" class="video"><p> <script type="text/javascript">var s4c5528c124d88 = new SWFObject('http://s.abdullaharik.com/jw/player.swf','mpl','580','456','9');
				s4c5528c124d88.addParam('allowscriptaccess','always');
				s4c5528c124d88.addParam('allowfullscreen','true');
				s4c5528c124d88.addParam('flashvars','file=http://s.abdullaharik.com/2008/06/belkim-bir-kertenkeleydim-can-yucel.flv');
				s4c5528c124d88.write('v4c5528c124d88');</script></p><p><img
class="alignnone size-medium wp-image-13" title="Belkim Bir Kertenkeleydim - Can Yücel" src="http://abdullaharik.com/blog/wp-content/uploads/2008/06/can-yucel.jpg" alt="" width="109" height="137" /></p><h3>Belkim Bir Kertenkeleydim</h3><p><em>Belkim bir kertenkeleydim</em><br
/> piç edilmiş bir yağmurun serini<br
/> bir güzelin çirkiniydim<br
/> çirkinlerin en güzeli<br
/> yeşil koşsa güneşlerin gölgesi<br
/> ben en hızlı yeşiliydim<br
/> kurbağa yarışlarında annemin</p><p>çatal matal kaç çataldım kimbilir<br
/> bin dereden bir kendimi getirdim<br
/> haydan gelip huya giden bir huysuz<br
/> heyheyler içinde bir heydim<br
/> belkim yedi belkim sekiz belaydım</p><p>düdük çalar hırsızlanmış polisler<br
/> ben korkudan üstlerime işerdim<br
/> üç yıldızlı bir albaydı gökyüzü<br
/> karşısında önüm açık gezerdim<br
/> ağzı bozuk meymenetsiz bir ozan<br
/> rus cenginde cağanozdum bir zaman</p><p>iki gözüm iki koltuk-eviydi<br
/> mavilerim bir miyobun koynunda<br
/> kendi düşen köyler kentler ağlamaz<br
/> sur dısında ben oturur ağlardım<br
/> ekmek diye bağrışırdı bebeler<br
/> elma derler ben ortaya çıkardım<br
/> ağıtlarla kutlanırdı İsa &#8211; doğdu Gecesi<br
/> fil dişinden bir kuleydim yıktım kendimi</p><p>bilmem hangi keloğlanın fesiydim<br
/> bir püskülsüz sümbülteber tohumu<br
/> fesleğenler yaprak dökmüş şerrimden<br
/> bir naraydım kimse bilmez nereden<br
/> ya yakından ya uçmaktan gelirdim<br
/> belkim ince belkim kalın bir sestim<br
/> belkilerin kol gezdiği saatta<br
/> belkim belki bile değildim</p><p><cite>Can Yücel</cite></p> ]]></content:encoded> <wfw:commentRss>http://abdullaharik.com/belkim-bir-kertenkeleydim-can-yucel/feed/</wfw:commentRss> <slash:comments>0</slash:comments> </item> <item><title>Yapraktı &#8211; Can Yücel</title><link>http://abdullaharik.com/yaprakti-can-yucel/</link> <comments>http://abdullaharik.com/yaprakti-can-yucel/#comments</comments> <pubDate>Mon, 30 Jun 2008 17:12:21 +0000</pubDate> <dc:creator>Abdullah ARIK</dc:creator> <category><![CDATA[İleti]]></category> <category><![CDATA[Can Yücel]]></category> <category><![CDATA[Şiir]]></category><guid
isPermaLink="false">http://abdullaharik.com/?p=12</guid> <description><![CDATA[Yapraktı Bir başka yolculuk dalından düşmek yere, Yaşadığından uzun; Bir tatlı yolculuk dalından inmek yere. Ağacın yüksekliğince, Dalın yüksekliğince rüzgarda; Ve bir yeni ö&#8217;mü&#8217;r Vardığın çimen yeşilliğince. Can Yücel]]></description> <content:encoded><![CDATA[<p><img
class="size-full wp-image-13" style="vertical-align: top;" title="can-yucel-yapraktı" src="http://abdullaharik.com/blog/wp-content/uploads/2008/06/can-yucel.jpg" alt="" width="109" height="137" /></p><h3>Yapraktı</h3><p>Bir başka yolculuk dalından düşmek yere,<br
/> Yaşadığından uzun;<br
/> Bir tatlı yolculuk dalından inmek yere.</p><p>Ağacın yüksekliğince,<br
/> Dalın yüksekliğince rüzgarda;<br
/> Ve bir yeni ö&#8217;mü&#8217;r<br
/> Vardığın çimen yeşilliğince.</p><p><cite>Can Yücel</cite></p> ]]></content:encoded> <wfw:commentRss>http://abdullaharik.com/yaprakti-can-yucel/feed/</wfw:commentRss> <slash:comments>0</slash:comments> </item> </channel> </rss>
<!-- Performance optimized by W3 Total Cache. Learn more: http://www.w3-edge.com/wordpress-plugins/

Minified using disk
Page Caching using disk (enhanced)
Database Caching 8/15 queries in 0.146 seconds using disk
Content Delivery Network via N/A

Served from: abdullaharik.com @ 2010-08-01 07:56:49 -->